ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ...

1984 de Bingölün genç kazasının servi nahiyesinin yaydere köyünde görev yapıyordum. İşte ben çaresizliğin ne demek olduğunu orada o insanlarla yoğun bir şekilde öğrendim. Elektrik yok, su yok, yol yok... Ve yoklukların hüküm sürdüğü bir küçük dağ köyünde görevlisiniz ve bir şekilde çare olarak görülen sizsiniz, bu büyük sorumluluklar sizin küçük omuzlarınızda ağır bir yük ... Dayandığım tek nokta yaşama olan sevgim ve inancım. Kısıtlı imkanlar içinde oraya verilen tek şey var, o da ben...

Kışın bütün şiddetini gösterdiği ve olan derme çatma dağ yollarının kapandığı, aç kurtların geceleri köye kadar indiği bir gecede, kapı büyük bir gürültüyle çalınıyor... Kapıyı açmakta bile tereddüt ettim. Etrafta anlatılan hikayeler, zaman zaman köylere inen teröristlerle ilgili duyduklarım beni öyle büyük bir korku içinde bırakıyordu ki... Aklıma gelen tüm olumsuzluklardan sonra, ya gerçekten birilerinin bana ihtiyaçı varsa, oldu. Allahım yardım et diyerek kapıyı açtım. Karşımda  hiç tanımadığım koyun postlarına bürünmüş  silahlı, iri yarı iki adam. Sesimin titremesine mani olmaya çalışarak 'buyrun ne istiyorsunuz' diye sordum. İçlerinden biri bozuk bir türkçeyle ' bacım korkma , karım doğum yapamıyor. bize yardım et' dedi. Yaşlı dedem de yanıma gelerek, bu iki insana endişeyle baktı. Ona kısaca konuyu anlattım ve sevgili dedeciğim görevin kutsallığını biliyordu. Bana cesaret vermek ister gibi sevgiyle  bakarak ' hadi kızım bir gidelim bakalım yapacak ne olabilir. Sen hazırlan' dedi ve onlara dönerek  sanki benim korkumu anlamış gibi 'muhtara haber verin onu da alın gelin' dedi. 15 dakika içinde içinde bana çok fazla yardımı olmayacak yokluklarla dolu çantamı aldım ve karanlık gecede gökten yağan karlarla kaplı yolda 5 kişi, karlara bata çıka kurtların uluduğu, siyahın hakim sürdüğü  geceye daldık. Tek güvencemiz iki adamda ve muhtarın elinde olan silahlar ve geceyi aydınlatan bir odun parçasına sarılı bezin yandığı yalancı meşale... Yarım saatlik yolu bir saatte aldık. Kimseden ses çıkmıyordu. O insanlar alışkındı , hayatın bu zorlu aşamasında nasıl durmaları gerektiğini biliyorlardı. Ama ben ve zavallı yaşlı dedem hiç bilmediğimiz bir dünyada yanımızdaki insanlara güvenmek zorundaydık. Köye vardığımızda artık soğuktan ve korkudan hiç bir şey hissetmez haldeydim. Doğum yapan annenin odasına girdiğimde köyün bütün kadınları oçağın başında yatan ve acılar içinde bağıran kadının etrafını sarmışlardı . Beni görünce yol açtılar ama hiçbirinin gözünde benim birşeyler yapabileceğim inancı yoktu işin garibi bende de yoktu. Sadece odayı boşaltmalarını ve türkçe bilen iki kişinin yanımda kalmasını istedim. Kimsede bir hareket yoktu. Hiçbiri çıkmak istemiyor ve aralarında anlamadığım birşeyler söyleyip bağırıyorlardı. Yaşamış olduğum heyecanlı, yorucu yolculuktan olsa gerek tahammülüm azalmıştı ve çok sinirlendim kocasına dönerek 'bana bakın, ben bu karlı soğuk gecede hiç tanımadığım, sizin gibi birine güvenerek yollara düştüm. Sadece yardım edebilmek için, madem yardımcı olacağıma inanmıyordunuz, niye beni buraya kadar sürüklediniz. Ne yapabilirim bilmiyorum ama sizde bana güvenmek zorundasınız çünkü şu an tek çareniz benim, bu yeteri kadar ağır zaten benim için, bir de sizlerle uğraşamam' diye bağırdım. Zavallı koca odadaki herkesi dışarı çıkardı. Doğru dürüst türkçe bilmeyen iki kadınla kaldım. Dediğim herşeyi anlamakta zorlanıyorlardı. Çaresizdim hiç çıkış ve kaçış yolum yoktu. Bebek doğum kanalında kalmıştı. Anne çığlıklar atıyor ve yardımcı olmuyordu. Elimde ilaç olarak  sadece ağrı kesiciler vardı ve onlarında hiç bir yararı yoktu. Allahım yardım et diye yalvarıyordum. Annenin ağzına bir bez verdim sancısı geldiğinde bağırmak yerine bezi ısırmasını kuvvetli bir şekilde aşağıya doğru ıkınmasını ve ona destek olması için bir kadının bastırmasını sağladım. Bende karnına kuvvetli masajlar yapmaya başladım böylelikle 45 dakika sonra doğum gerçekleşti  çok mutlu oldum ama mutluluğum kısa sürdü.  Bebek nefes almıyordu. Hiç bir şey düşünmeden bebeğin ağzına ağzımı yerleştirip nefes üflemeye başladım. Parmaklarımla arada kalp masajı yaptım. İnatla kesmiyor sanki büyülenmiş gibi devam ediyor 'hadi hadi yavrum hayata dön' diye bağırıyordum. Odadaki iki kadıncağız yaptıklarıma anlam veremiyor, dediklerimi yapmaya çaılışırken şaşkın şaşkın bana bakıyorlardı. Bebekten sesler gelmeye başladığında masajı kestim ve nefes vermeye devam ettim hazırlattığım ılık suyun içine soktuğumda cılız bir ağlama sesi odadaki gerginliği yumuşattı. Gözlerimden yaşlar akıyordu ve katıla katıla ağlıyordum. Anne ve odadaki iki kadında şok olmuşlardı hiç ses çıkmıyordu. Bebeği kadınlara verdim anneyle ilgilendim. Bir yandan ağlıyor bir yandanda onu temizlemelerini bebeği sarmalarını söyledim. Dışarı çıktım ve babaya herşey yolunda diye ağlayarak gülümsedim. Çaresizliklerin içinde o karanlık gecede bir güneş doğmuştu. O geceden sonra o yörede ben bir ilahe olmuştum. Hikayemiz hızla tüm köylere yayılmıştı fakat, benim görevim daha da büyümüştü. Ve, o çaresiz kaldığımı hissettiğim geceden sonra anladım ki...

                                                                                ÇARESİZSENİZ ÇARE SİZSİNİZ...  

                                                                     Bingöl/ yaydere köyü 1984

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !